Demokrasi kavramı, kitaplarda kısaca halkın kendini yönetenleri seçmesi olarak tarif edilmektedir. Toplumu sınıf kavramından ayrı olarak düşünen, yani sınıfları yok sayan burjuva eğitim sistemi böyle tarif ediyor.
Burada birçok soru akla gelebilir… Evet bizi yöneten birilerini seçeceğiz de bu birileri nasıl birileri olacaktır? Bunları “dürüst, adaletli, ülkenin ve halkın çıkarlarını koruyan, diller, milliyetler ve inançlar arasında ayrım yapmayan” diye tarif ettik diyelim. Hatta oluşturulacak mecliste bunlara yeminler ettirdik. Ama seçilmişlerin bu özelliklerini, seçildikleri süre boyunca sürdüreceklerinin garantisi olmadığını, bundan önceki sayısız örnekte gördük. Yasa koyucular olarak gördüğümüz bu vekiller, yasaları neye ya da kime göre yapacaklardır? Bu vekillerin çıkaracakları yasalar ya da alınacak kararlar, ait oldukları sınıflardan bağımsız düşünülemeyeceğine göre çıkarılacak yasalar ve alınacak kararlar da ait oldukları sınıfın çıkarına göre olacaktır.
Seçilenler genel oyla yani her sınıftan seçmenin oyuyla seçilmiş olabilir, ama seçilenler kendi sınıf çıkarlarına göre davranacaktır. Seçilenlerin işçi ve emekçi sınıflardan olma ihtimali çok zayıftır. Sermaye sınıfı partilerden bağımsız olarak devlet kurumu olarak örgütlenmiştir. Bu bakımdan hem devlet gücünü hem de sermayeyi elinde bulundurma açısından hem de yönetim deneyimi açısından işçi sınıfından güçlüdür. Partiler de bu güç sistemi içerisinde burjuva tarzda kurulmuş olduğuna göre, onlardan aday olan da onların kurallarına uymak zorundadır. İşçiler için bir diğer olanak bağımsız seçilme olabilir diye düşünülebilir. O da mali olanaklara bağlı olduğu için işçi ve emekçiler için çok zor değil olanaksıza yakındır.
Bu anlattığım olabildiğince burjuva demokrasisinin işlediği koşullardadır. Geri kalmış burjuva demokrasilerinde özgürlükler pamuk ipliğine bağlıdır ve bir darbe ile ya da çıkarılan kararnamelerle bir gecede kurallar değişebilmektedir.
Peki seçilenler denetlenemez mi?
Kapitalist metropol ülkelerde bu denetim iki şekilde yapılmaktadır: Biri iki parlamentolu bir yapı ve etkili ve siyasilerden bağımsız bir yargı ile… İki parlamentolu yapıda meclisin yaptığı yasalar senato tarafından görüşülüp onaylanırsa yürürlüğe giriyor. Temsilcilerin ve yöneticilerin yasalara aykırı işlemleri de yargı tarafından denetleniyor. İlk bakışta bu mükemmel işleyen bir sistem gibi görünebilir. Ama burada çıkarılan yasalar mevcut kapitalist sistemin korunması içindir. Burada işçi ve emekçilere düşen ücretli kölelik ya da işsizliktir.
Burjuva demokrasisi için antik çağ filozofu Platon’un ileri sürdüğü bir anaforu burada irdelemek yerinde olur. Platon “devlet gemisini eğitimsizlerin seçtiği kişiler yönetirse tiranlar başa gelir” der ve şöyle bir anafor kullanır: “Açık denizde bir gemide gidiyorsunuz gemi kaptanı kriz geçirip öldü. Gemiyi yönetecek kaptan seçilmek isteniyor. Bu kişi nasıl seçilmelidir? Yolcular ve gemi mürettebatının birlikte vereceği oyla mı, yoksa gemi personelinin arasından mı seçilmelidir? Eğer tüm gemidekiler arasından seçilirse ağzı laf yapan bir lafazan pekâlâ seçilebilir. Ama gemiyi yönetmeyi bilmiyorsa gemi ve gemidekilerin hali ne olacaktır? Yani Platon demek istiyor ki eğitimliler bilinçli seçim yaparlar, onun için oy verme hakkı sadece eğitimlilerde olmalı. Burada aynı gemideyiz söylemi hatırlansın. Buna dayanarak birçok kişi “seçmenler eğitimli olursa bilinçli oy kullanıp bilinçli seçim yapacaklarına” inanır. Ama bugün demokrasi ile yönetilen bütün ülkelerin yöneticileri eğitimli, ama emek sömürüsü ortada duruyor. Üreten emekçiler yönetimden uzak, onların ürettiğine sermaye sınıfları el koymaya devam ediyor. Eğitimliler gelsin derken oy verecek kitleleri kim eğitecek? İktidardaki sınıflar eğiteceğine göre elbette onlar kendi sistemlerine yani kapitalist eğitim sistemine göre eğiteceklerdir. Yani kapitalist üretim ilişkileri devam edip gidecektir.
Burada Platon haklı görünmektedir. Ama bu genel ve eşit oy ilkesine aykırıdır. Peki o zaman uygun yol nasıl bulunacaktır? Ya da şöyle soralım başka bir demokrasi mümkün müdür?
Evet başka bir demokrasi mümkündür. Kategorize etmeden ve kalıplara dökmeden söylersek bu yeni demokrasi üretim esasına göre seçilmiş temsilcilerden oluşan bir meclis olmalıdır. Yani emeği esas alan bir yapı olmalıdır. Sanayi işçilerinin, tarım işçilerinin, hizmet üreten yerel yönetim işçilerinin, nakliye işçilerinin, elektronik ve bilgisayar çalışanlarının, büro hizmeti yapan kamu emekçilerinin, öğretmenlerin, mühendislerin, mimarların, doktorlar ve sağlık emekçilerinin, muhasebe ve maliye çalışanlarının ve benzeri mesleklerin temsilcilerinden oluşan bir meclis olmalıdır. Böylece kimin kimi temsil ettiği netleşmiş olacaktır, seçilenlerin kendi meslektaşları tarafından denetlenmesi kolaylaşacaktır, her meslekten emekçinin kararlara katılımı sağlanmış olacaktır. Ülke genelinde bugün var olan ama kullanılmayan kent konseylerinde bu meslek temsilcileri yer alıp kenti yönetme ve denetleme deneyimlerini geliştireceklerdir. Kentler bir kişinin bireysel yeteneklerine yerine bu konseylerin kollektif yönetimi ile yönetilecektir. Böylece tek kişinin yönettiği otoriter yönetimden kollektif yönetime geçilmiş olacaktır. Başkanlık yerine konsey sözcülüğü olacaktır.
Elbette bu sistemi bugünün yöneticilerinden beklemek ham hayaldir. Bunu getirecek olan gelecekte kendi sistemlerini kuracak olan işçi ve emekçilerdir.