Halit KATKAT

Tarih: 19.10.2022 17:16

Sendikacıların aymazlığı yüzünden 41 işçi daha yaşamını yitirdi.

Facebook Twitter Linked-in

14 Ekim 2022'de Bartın'ın Amasra ilçesinde Türkiye Taşkömürü Kurumu Amasra Müessese Müdürlüğü'ne bağlı bir maden ocağında patlama yaşandı. Meydana gelen patlamada 41 maden işçisi yaşamını yitirdi, 11 işçi yaralandı.

Bu kayıplar tamamen önlem alındığı takdirde önlenebilecek bir olay sonucunda oldu. Nitekim Evrensel Gazetesinin haberine göre: “Sayıştay'ın TTK 2019 Yılı Denetim Raporu'na göre iş cinayetinin yaşandığı Amasra'daki maden ocağında, üretim derinliğinin -300 metreye ulaştığı, çalışılan damarlarda gaz içeriklerinin yüksek olduğu, ani gaz degajı ve grizu patlama riski arttığı konusunda uyardığı ortaya çıktı. Sayıştay ayrıca, işçi sayısının tehlike doğuracak boyutta azaltıldığını, arızaların giderilemediğini de kaydetmişti. Sayıştay’ın raporuna göre 2019’da madende 190 iş kazası, 2020'de 164 iş kazası yaşanmıştı”.

Bu üzücü olay elbette ilk değil; bu gidişle ne kadar üzücü olsa da biliyoruz ki son da olmayacak. Daha önce Soma’da benzer durumda ve daha büyük çapta olmuş ve 301 madenci yaşamını yitirmişti. Bu ve benzeri olaylarda hep önlem almayan işveren ve yetkililer haklı olarak tedbir almadıkları için suçlanmakta hesap vermeleri istenmekte, ama bir türlü esas sorumlular hakkında işlem yapılmamakta yine ceza alanlar çalışanlar olmaktadır. Ama kapitalizmin kuralları gereği işverenlerin (fıtratında) doğasında fazla para kazanma, alabildiğine kazanma vardır. İşverenlerin kitabında “acıma” yoktur. Onun için işveren kendisine maliyet getirecek bütün masraflardan kaçınacak, az işçi ile çok iş yaptıracak, eğer bir zorlama yoksa kendisine yük olacak can güvenliği için gerekli önlemleri ve ekipmanları almayacaktır.

Burada hep gözardı edilen bir durum var, o da sendikaların aymazlığıdır. İşçilerin, sosyal, ekonomik haklarını can ve iş güvenliğini koruması gereken kurum sendikadır. İşveren işçiyi düşünmez. Sendikanın “eğer can güvenliğimiz yoksa iş de yok” diyerek işverene eksik olan bu önlemleri aldırması gerekirdi. Sendikaların işçi bürokratları tarafından yönetiliyor olması iş kazalarının önlenememesinde birinci etkendir. Sendika bürokratları işçi sınıfının en etkin hak alma aracı olan “grev” sözcüğünü işçilerin lügatinden tamamen çıkardıkları için işçilerin en etkin aracı olan grevi kullanmak istemiyorlar. Onlar işçinin gücüne değil, işverenlerle uzlaşarak, siyasilerden medet umarak hak alma eğilimindedirler. İşçilerin işverene karşı kullanacakları bu en etkin aracı, işçilerin can güvenliğini koruma amaçlı kullanmayacaklarsa ne zaman kullanacaklar? Tüm canlıların doğuştan gelen en doğal hakkı yaşam hakkıdır ve işçilerin de can güvenliği için grev hakkı en doğal hakları olmalıdır. Onlar grevi sadece toplu sözleşmelerde, o da işçiler sıkıştırınca zorunlu kalırlarsa uyguluyorlar. Halbuki işçinin can ve iş güvenliği toplu sözleşmeden de önce gelir. İşçiler bu konuda sendikalarına baskı yapmalıdırlar.

Sendikalar işçi bürokrasisinden kurtulmadıkça işçilerin ne can güvenliği ne iş güvenliği olmayacaktır. Sendikalarda bürokrasiden kurtulmak isteyen işçiler, “Sendikalarda İşçi İradesi” kitabımı veya hkatkat.blogspot.com adresindeki yazılarımı okumalarını öneririm.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —