Aynı kişinin “ne yapıyorum ben” sorusu ile yine aynı kişinin kendine “ne yapıyorsun sen” sorusu arasında anlam farkı var mıdır?
“Ne yapıyorum ben” gecikmişliği anlatır. Kendini kaptırmışlığı, akışa bırakmışlığı, istenmedik bir mahmurluğu, ortamın farkına sonradan varmışlığı… Başladığı noktadaki vurdumduymazlığı, sürecin ortasındaki aymazlığı, sona doğru duyduğu pişmanlığı anlatır.
“ne yapıyorsun sen” insanın içinde uyanık bir taraf olduğunu anlatır. Uyarmış bir taraf, tembih etmiş bir taraf; soru sormuş, emin misin demiş bir taraf; umursanmamış ve bu nedenle kızgın bir taraf. O, pişman olanla, üzülen, dövünen insanla bir ama ayrı olduğunu bilen ve sonsuza dek birlikte yaşayacaklarını kavramış bir tarafı anlatır.
Evet, bence iki soru arasında fark var. Ama ikisi de doğal, ikisi de çok insanî.
Artık özgür kararlarımız yerine “rıza” gösterdiklerimiz var. Artık biyoloji, fizik, kimya, tarih, psikoloji, sosyoloji pazarlama denilen ağın aparatları. Işık ve renk bizi ihtiyaç duymadığımız şeyleri satın aldığımız raflara yönlendiriyor. Eczaneler reçetesiz vitaminler çöplüğü; tarih, psikoloji, sosyoloji satın alma güdümüzü kamçılıyor durmadan. Satın almak derken sadece market alışverişi gelmesin aklınıza. İnsan ilişkileri de biçimlendiriliyor. Daha güzel, daha yakışıklı, daha çekici, daha öz güvenli, daha çapkın olmak öğretiliyor. İnsan doğasından, özgün kişiliğinden uzaklaştırılıp ortalama bir kisveye büründürülüyor.
Neymiş, oy verirken, bir siyasi partiye, sivil toplum örgütüne üye olurken; market sepeti doldururken, severken, sevişirken, âşık olurken “ne yapıyorum ben” sorusunu soran ben’imizi devreye erken sokacağız. “Ne yapıyorsun sen” diyen içimizdeki sorgucuyu bezip de “ ne halin varsa gör” deyip bizden el çekmesin diye şefkatle besleyeceğiz.