“KORLAŞAN ATEŞ” koydum İsdemir işçilerinin 1980 sonrası verdikleri emek mücadelesini ve yaşadıkları grevi anlattığım kitabın adını.
1980 yılında yaşanan ekonomik krizin faturası, siyasi iktidar tarafından işçilere kesilmişti.
Sanki onlar yaratmış gibi.
Demirin erimesi, kömürün damıtılması ve çeliğin suyunu alabilmesi için gerekli olan korlaşan ateşe dönmüşlerdi işçiler.
Burunlarından soluyorlar, öfkeli ve kızgındılar.
Ağır çalışma koşullarına ve onca pahalılığa rağmen açlıkla terbiye edilmeye çalışıyorlardı.
Bir beş-on yıl öncesine kadar refah düzeyleri yüksek olan işçilerin birden bire böylesi bir girdabın içine itilmesiyle sudan çıkmış balığa dönmüşlerdi.
Şaşkın ve telaşlıydılar.
24 Ocak ekonomik kararlarına askeri darbeyle yaşam buldurulmuş, işçilerin toplu sözleşme, grev hakları yok sayılmış, yeniden belirlenen iş kanunu tamda işverenlerin talebine göre hazırlanmıştı.
İsdemir işçilerinin ellerinde tek silahları kalmıştı.
Kendi birliktelikleri ve grevleri.
Tüm engellemelere ve grevlerini durdurmalarına rağmen, yaptıkları meşru kitlesel eylemlerle, üretimden gelen güçlerini kullanarak grevlerini geri almışlar ve 4 Mayıs sabahı “Bu iş yerinde grev var” pankartını, İsdemir’in Doğuş Kapısına asmışlardı.
1989 yılında yaşanan ve aradan 33 yıl geçmesine rağmen emek dünyasına mal olmuş böylesi bir grevi, o günleri yaşayan birisi olarak emek dünyası içinde yerini alsın, işçilerin mücadele geleneği unutulmasın diye kaleme aldım ve kitaplaştırdım.
İsdemir’in kurulmasıyla bölgenin ekonomik, sosyal, siyasal yapısı değişmiş ve İskenderun Körfezi’nde işçilerin yarattığı bir sanayi kültürü oluşmuştur. Bu grev, işçilerin bölgemizde demokrasi adına yarattığı bir emek kültürüdür.
Bu kitapta zor şartlara rağmen işçilerin bu mücadeleyi nasıl verdiklerini, açlıklarını nasıl körelttiklerini, birlik beraberliklerini nasıl koruduklarını yazmaya çalıştım.
Dönemin Başbakanının durup dururken gün öncesinden böylesi bir kamu kuruluşunu neden özel sektör işverenler sendikası MESS’e bağlama talimatını verdiğini soruşturdum.
Greve çıkılmasıyla birlikte sıfır gümrükle kimlerin demir ithalatı yaptığını yazdım.
Gazetecilere konuşan Demir- Çelik kurumundan sorumlu bakan “konuşursam beni vurabilirler” niye dedi?
Sözleşme neden sendika genel başkanıyla değil de, şube başkanlarıyla imzalandı?
“İstedikleri kadar grev yapsınlar, diğerlerine verdiğimden beş kuruş fazla vermem” diyen Özal, yüzde 300 zammı neden verdi? ‘Elli lira da benden’ niye dedi.
Kitapta bu ve buna benzer kiminin cevabının alındığı, kiminin alınamadığı sorular. Araştırdım, bilgiler, belgeler topladım. O dönemin demir çelik yetkilileri, sendika görevlileriyle görüştüm, sendikanın kaynaklarından yararlandım, günlüklerime başvurdum. İlginç olaylar, farklı hikayeler dinledim. Tüm kamuoyunun greve destek olduğunu gördüm. Bu onurlu emek mücadelesinde işçiler istediklerini alsalar da, devlerin su başını bırakmadıklarını fark ettim.