Geceler uzuyor. Gün ışığının hükmü zayıflıyor yavaş yavaş. Karanlık, sıcağı kemirmeye başladı. Sıcağın yerine serinliği koyamıyor henüz ama sıcağın sabit kalmasını sağlıyor. İnatla uzuyor gece, sonuçta duvarın, toprağın, asfaltın, kayaların ve suyun ısısını emecek, ısıyı serin koynunda sakinleştirecek; boğmayacak, öldürmeyecek ama bir sonraki mevsime kadar saklayacak.
İklim kanunu, madencilikle ilgili çıkarılan yasalar, orman arazilerinin birtakım ellere devri pek de hayırhah şeyler değil. Ülkede milli servetin paylaşımı zaten adil değildi, bu tür yasalar bu adaletsizliği daha da artıracak gibi duruyor. Afrika hemen yanı başımızda. Altın, elmas, uranyum ve daha pek çok nadir metal ve elementin kaynağı bir kıta ama yoksulluktan kırılıyor. Doğası katlediliyor. Göç yollarında yok olup gidiyorlar. Canlıların doğduğu yer, insanlığın hikayesinin başladığı yer açlıkla boğuşuyor.
İnsanı insan yapan şeyin tarihsel düşünme yeteneği olduğu söylenir durur, başka bir deyişle hatalarından ders çıkarma, aynı hatayı yapmama yeteneği insanı insanlaştırdı. Gelin görün ki sömürgeciler, sömürdükleri coğrafyanın insanlarının akılcı eğitim almalarını bile engellediler. Olasılıkları hesaplayıp kendilerine uygun sistemleri dayatıyorlar. Bu sisteme uygun insanları da seçtiriyorlar. Muhalifleri içeri tıkıp onları nefessiz bırakıyorlar ve pek çok işbirlikçi ile çalışıyorlar.
Biz öğrenmek zorundayız. Öğretmensek öğretmek zorundayız. Aydınsak korkmadan aydınlatmak zorundayız. İnsanı yetiştirmek zorundayız. Gençlerin yanında olmak zorundayız. Çocuklarımıza bırakacağımız bu topraklar, onların özgürce yaşayacakları vatanları olmalı.
Geceler uzuyor. Bu, şimdilik iyi. Karanlığın uzun sürmesi iyi değil.