Nurullah ER

Tarih: 13.07.2022 16:03

Emeklinin bayramı

Facebook Twitter Linked-in

Bayramlar toplumun ortak değerleridirler. Onu ortak değer kılan; sevgi, hoşgörü, kardeşlik, yardımlaşma, dayanışma, paylaşımdır...

Değerleri anlamlı kılan onun duygularını yaşamaktan geçer.
Erdemlerin duygulardan yoksun olması, insanın inandıklarının temelini bulmasında güçlük yaşamasına sebep olur. Erdemlerin kesintisiz olarak yaşama geçirilmesinde, doğru, sade, şeffaf niyetler taşımak gerekir.
Kapitalizmin babası sayılan Adam Smith, aynı zamanda bir ahlak felsefecisiydi. Smith, “kıymetli madenler ulusların zenginliğinin kaynağı değildir. Esas olan bu değerleri emek ve iş bölümüyle mala çevirerek, bu malların kaynak yaratan zengillik oluşudur” demiş. Aynı zamanda, manevi hazların, maddi hazlardan daha önemli olduğunu dile getirmiştir. Serbest piyasa ekonomisinin öncülerinden olan Smith, erdemli olmanın zenginlikten daha kıymetli olduğunun dikkatini çekmiş, bireylerin, dolayısıyla toplumun erdemli olmasıyla elde edilen zenginliğin daha sağlam ve kıymetli olduğunu savunmuştur.
Adam Smith, geçmişte, ekonomi ahlak ve değerler üçlüsünün kapitalist sistem içerisinde uygulanması konusunda belirli görüşler ortaya atsa da, günümüzde kapitalizmin içinde tek kalan şey paranın gücü olmuştur. Yaşadıklarımıza baktığımızda tüm değerlerinde para gücünün etkisi altına alındığını görmekteyiz. Günümüzde kapitalist sistem, paranın gücüyle kendiliğinden doğan bir sisteme bürünmüş, modern yaşam tüm değerleri dışlayarak bir ahlak bunalımı yaratmış, ‘siz çalışın biz yiyelim´ der duruma gelmişlerdir.
Ülkemiz dünya ekonomik sistemden ciddi şekilde etkilenen bir konuma gelmiştir. Batının küreselleşme politikasını ortaya attığı yıllarda bu modelin içine balıklama dalmış, neredeyse dünyanın açık pazar bir ülkesi konumuna gelmişti. Kamuya ait ekonomik değerlerin tümü elden çıkartılıp, tarım yok sayılıp ithal girdilerle yaşanır olmuştu. Hazıra dağ mı dayanır demişler. Birgün denizin biteceği hesaba alınmayıp, üretimsiz yaşar hale gelinmişti. Son birkaç yıldır yaşanan ekonomik sıkıntılar artık insanın canını yakıyor, yüreğini incitiyor. Ülkemizde yaşayan 13 milyon emekli, eşleri ve çocuklarıyla ülke nüfusunun yarısı, isyanları oynuyor. Dövizin yükselmesi, petrol fiyatlarındaki artışlarla ciddi bir enflasyon yaşanıyor. Günlük zamlarla şunun fiyatı şu oldu bile diyemiyoruz.
Günümüz dünyasında paranın egemenliği uygulanmakta, ülkemizde vahşicesi yaşanmaktadır. Bayramlarını bayramca yaşayamayan, değerlerini manevi bir güçle sahiplenemeyen toplumda barışı kurmak, huzuru yaşamak, güveni oluşturmak zordur. Büyük çoğunluğu açlık sınırında yaşayan, kalan bölümü yokluk sınırında kalan emekliden sadakat, hoşgörü ne kadar beklenebilir? Ne kadar huzur, ne kadar mutluluk görülür? Bu kadar hayat pahalılığı karşısında, enflasyonun yüzde ikiyüzlere dayandığı günlerde ikramiyesi tek artmayan emekli olmuştur. Torununu kucaklayamadığından, çocuklarına sevgi gösteremediğinden manevi yıkıma girdiğinden, en kutsalı olan dini bayramı bile bayramca kutlayamamıştır.
Değerler, toplumun geneli tarafından kabul görmüş, yaşam biçimine dönüşen ortak kavramlardır; mutluluğun standartı, güvenin temelidir. Değerlerimizin mutlaka temel ihtiyaçlarımızla örtüşür olması gereklidir. Eğer kişi, ekonomik yetersizlik yüzünden kendine aykırı düşen bir değer yargısı içine düşerse, mutlaka çatışma yaşar, huzursuz olur. Bu yıl yaşadığımız iki bayramda, bir değerler kutlaması ötesinden ‘paran kadar, ekonomik gücün kadar´ kutlamaya dönüşmüştür. O nedenledir ki emeklilerimiz bayramda mutlu değillerdi. “Biz böylesi bayram günleri kutlamayı hak etmedik“ diye yakınıyorlardı.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —