Halit KATKAT

Tarih: 02.11.2022 17:03

Dün öğretmenlerimiz grevdeydi.

Facebook Twitter Linked-in

Öğretmenler arasında eşitsizliği ve ayırımcılığı artıran, “eşit işe eşit ücret” ilkesinden uzaklaşarak eşitsizliği daha da artıran Öğretmenlik Meslek Kanunu’na (ÖMK) karşı eğitim iş kolunda örgütlü 14 sendika dün iş bırakarak bu kanuna karşı ve aynı zamanda eğitimde yaşanan diğer sorunlar ve bunların çözümüne dair ortak talepler için bir günlük greve gittiler.
1960’larda kurulan Türkiye Öğretmenler Sendikasından (TÖS) beri öğretmenlerimizin talebi olan Öğretmenlik Meslek Kanunu’nu, ne alandaki uzmanlar ne eğitim sendikaları ne de kamuoyunda tartıştırmadan, kapalı kapılar arkasında hazırlanıp AKP ve MHP oylarıyla yasalaştırmıştı.
14 Şubat 2022’de Resmi Gazete’de yayımlanan kanun öğretmenleri; “baş öğretmen”, “uzman öğretmen” ve “öğretmen” olarak üç gruba ayırırken aynı işi yapan öğretmenleri kategorize edip kademelerin birinden ötekine geçişi “sınava” bağlayarak öğretmenleri idarenin ve bakanlığın emir kulu haline getirmeyi amaçlamaktadır.
İktidar bir yandan eğitimi dinselleştirme adımları atarken öte yandan da laik ve demokratik eğitim doğrultusundaki güçlü geleneği tasfiye etmek için eğitim bürokrasisinin en yukarısından ilkokullara kadar idarecileri iktidara yakın eğitimcilerden belirlediler. Kendilerinin arka bahçesi haline getirdikleri sendikaları teşvik ettiler. Ama bütün bu girişimlere karşın eğitimcileri dindar nesiller yetiştirecek kıvama getiremediler.
20 yıllık iktidarı döneminde sekiz bakan değiştiren ve sekiz kez “eğitimde görülmemiş reform” yapan, her reformunda bir önceki yaptığı ya da yapacağını ilan ettiği reform yokmuş gibi davranan AKP iktidarı bu “reformlarla” asıl olarak eğitimdeki laik ve demokratik kazanımları itibarsızlaştırıp yok etmeyi amaçlamıştır. AKP iktidarının başındaki Erdoğan daha iktidarının başında “dindar ve kindar nesiller” yetiştirmeyi amaçladığını ilan etmişti. Eğitimde yapılan her hamle bu hedefe uzanan bir adım olarak görülmelidir.
Burada çoğu zaman sendikaların ve sol kamuoyunun görmezden geldiği bir eksiklikten bahsetmek istiyorum. O da şu, bugüne kadar emekçi sendikaları emekçileri kendi görüşleri doğrultusunda örgütleyerek yani kendilerini bir nevi oy tabanı yaratma temelinde örgütlediler. Tüm emekçi kitlelerini kapsayacak, emekçileri istem ve kararları doğrultusunda güçlü birlikler yaratsalardı, bu gün hiçbir iktidar haklarını ellerinden alamazdı. Yapılan bütün eylemlerde kitleler basın açıklaması ya da alanlarda kitlesel toplantılar şeklinde örgütlediler. Bu yüzden emekçi kitleler üretim ya da hizmetten gelen gücün kullanımını ve gücünü kavrayamadı. Bugün çekilen acılar bunun sonucudur. Bugüne kadar başlarına gelenlerden hep iktidarları sorumlu tuttular. Mücadelenin sınıf mücadelesi olduğunu iktidarın ezen sınıfların örgütü olduğunu hep unuttular. İktidar ezen sınıfların örgütü olması nedeniyle elbette ezen sınıfların sınıf çıkarlarını korumak için elinden geleni yapacaktır. Ama esas olan emekçi sınıfların da kendi çıkarlarını koruyacak birlik, örgütlenme ve dayanışma için gerekeni yapmasıdır.
Bu iş bırakma bile günü savma kabilinden bir eylem olarak görünüyor. İktidara geri adım attırmak için bir günlük eylemin yeterli olmayacağını kendileri de biliyor. Eylem yada direniş emekçilerin en geniş birlikteliğini sağlayıp geri adım attırıncaya kadar kararlı olursa etkili olabilir. 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —