Haşmet KOLAĞASI

Tarih: 30.07.2025 07:51

Buğday Hasadı Tarım ve İklim Sorunları

Facebook Twitter Linked-in

Bu yazının gayesi kuraklığın buğday üreticisi ve ekonominin motoru olan tarım sektörünün bilhassa bu yıl ne kadar zor bir dönem geçirdiği, takip eden aylarda ne zorluklar yaşayacağımız ve çözüm yollarıyla ilgili olacaktır.

Bir çiftçi arkadaşla telefonla konuştuk. Türkiye’de bu yılın buğday hasadı neredeyse tamamlanmak üzere. Tahmin edildiği gibi kuraklık nedeniyle rekoltede rekor denilecek bir düşüş var. Yozgat’tan örnek veriyorum. Dönümüne 150 kg buğday hasadı yapılmış, daha önceki yıllarda kuraklık olmayan senelerde 250-350 kg arası idi. Bu miktar Trakya gibi sulama imkanı olan bölgelerde 750 kilograma kadar çıkıyordu. 150 kg buğday için 25 kg tohum buğday ekilmiş. Yani net 125 kg, bire beş buğday alınmış. Bunun yanında saman da neredeyse yok gibi. Buğdayın kilogramı alım fiyatı 12 TL civarında. Üretici masrafları çıkardıktan sonra eline dönümüne 15 TL kalacağını söylüyor. Yani simide zam gelmezse bir simit alacak, köyde çayın bardağı 7,5 TL, ‘o da benden olsun’ diyor. Tabi telafi edici desteklerle enflasyona etkisi hükümet programlarıyla dikkate alınıyor.

Bir ülkenin ekonomisi intansif (ilkel) tarımla başlar. Bunu modern tarıma taşımadığınız sürece asla ekonomik ilk kalkınma hızı başlamaz. Kaldı ki ne kadar güçlü bir sanayi ülkesi olursanız olun, gıda yoksa kimse size suyunu ekmeğini vermez. Yarın parası olan ülkeler gene gıda maddesi stoklamaya başlar. 

Aslında geriye dönüp baktığımızda ülke olarak çok mesafe kat etmişiz. Ama bazı planlamaları ya yanlış yapmışız, ya çok geç kalmış planlamayı uygulayamamışız. Mesela barajlarımız elektrik üretmek için yapılıyor. Sulama ikinci planda. Ama unutmayalım kuraklık ve kıtlık insana kardeşini bile yedirir. Tarihte örnekleri çok... Tarihteki göçlerin ve savaşların kaynağı genellikle kuraklık ve kıtlıktır. Bugün Afrika ve birçok Asya ülkesinden Avrupa’ya, Güney Amerika ve Orta Amerika’dan Amerika Birleşik Devletleri’ne göçün temelinde de aynı şey var. Burada aslında dünya çapında ne kadar büyük sorunla karşı karşıya olduğumuz görülüyor. Suyumuzu öncelikle gıda ve kullanma suyuna yönlendirmeliyiz, diye düşünüyorum. Elbette ki yenilenebilir bir enerji üreten hidroelektrik santrallerinin önemini görmezlikten gelemeyiz. Ama sulamaya göndermeden elektrik üretip öyle sulamaya gönderirsek ve bunu da sulama sezonunda yapsak fazla bir şey kaybetmemiş oluruz.

Hidroelektrik santraller ve barajların stratejik önemi bununla sınırlı değil. Herhangi bir elektrik arz yetersizliğinde hidroelektrik santraller 3-5 saniyede üretime geçerek arz-talep dengesizliğini giderir. O zaman biz elektrik üretimimizi daha çok diğer kaynaklara yönlendirmeliyiz. Mesela yeşil enerjilere, rüzgar, güneş, jeotermal hatta bunlardan dönüştürülecek hidrojen enerjisine… Genellikle dengesizlik anında hidroelektrik santrallerine yönelmeliyiz. 

Orta Anadolu, bilhassa Konya Ovası sulama projeleri 2000 yılında hazırdı, Çoruh ırmağı bile bu projenin içindeydi, ama şuanda üzerindeki 10 civarındaki barajı ve on yedi civarında hidroelektrik santrali barajını su doldurmakla ve elektrik üretmekle meşgulüz.

Diğer bir konu, Türkiye’de bu yılki tespitlere göre 160 göl kurumuş, yani göllerimizin üçte ikisi… Bir zamanlar deniz olarak görülen Orta Asya göllerini hatırladım, şuanda birer çöl… Peki, her yıl Kıbrıs büyüklüğünde denize toprak taşıyan sellere ne demeli. Bundan şikayet ediyoruz ama bu suları kuruyan göllerimize yönlendirmeyi düşünmüyoruz. Halbuki kıyılarda bile tatlı su rezervleri oluşturup kullanabiliriz.  Yarin çok geç olabilir. Daha önemli bir önceliğimiz olabilir mi?

Su petrolden daha önemlidir. Ama petrol için düşündüğümüz boru hatlarını su için döşemeyi düşünmüyoruz. Tuz Gölü 80 km uzunluğunda 1665 km kare yüz ölçümü ve yaklaşık 250 kilometre çevresinde 40 kilometre eninde bir şeridi verimli hale getirmiş. Peki, bu nasıl oluyor? Çünkü gündüz buharlaşan saf su, yani tuzsuz(!) gece kırağı olarak çevresindeki toprakları suluyor. Mikro organizmaların toprağı verimli hale getirmesini sağlıyor. Aynı verimli topraklar neden Aksaray’ın güneyinde yok? Ya da Konya’da yok, zira orada tuz gölü veya bir göl veya bir baraj yok ta ondan. Tuzlu suyun toprağın derinliklerine gitmediğini gördük. O halde Akdeniz’den borularla taşıyacağımız deniz suyu ile yeni tuz gölleri oluşturalım. Bundan tuz elde edersek bu da fena olmaz, zira deniz tuzu çok makbuldür. Bunu ciddi olarak düşünmeliyiz. Deniz kenarındaki verimli topraklara deniz tuzu hiçbir zarar vermiyor. Karadeniz sahilleri İç Anadolu’ya kadar yem yeşil, suyu ise Karadeniz’den buharlaşan su ve nemden dolayı orman yangını yok…

Aynı Şekilde Orta Asya ülkeleri borularla deniz suyu taşıyıp tuz gölleri oluşturmalıdırlar. Küresel ısınma nedeniyle deniz seviyesinin yükseleceği düşünülürse o yönde de bir olumsuzluk olmaz. Suyun bir özelliği de iklimi ılımanlaştırmasıdır. Zeminin geçirgenliği azaltılırsa reverse osmosis sisteminde olduğu gibi tuzu alt tabakala hiç geçirmez. Yeraltı sularının bir önemi de yüzey gerilim özelliği nedeniyle üst tabakalara tırmanıp, bitki tabakasını besleyip çölleşmeyi önlemesidir. Ayrıca obruk oluşmalarını da önler.

Yani bizim tuz gölleri oluşturmamızla sulama ihtiyacını da tabiat buharlaşma-kırağı döngüsüyle kendi yapacak ayrıca bir sulama çabasına ve masrafına gerek kalmayacaktır.

Sağlık ve Esenlikler

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —