Sadullah ÇAĞLAR


TÜRK EDEBİYATI VE YENİÇAĞA GEÇİŞ

SADULLAH ÇAĞLAR


Ülkede Cumhuriyet yönetimi ile başlayan yenilikler özellikle harf devrimi ile kadına seçme, seçilme hakkı tanınması Avrupa ülkelerini bile aşan bir gelişme idi. 
Türkiye’de harf devrimi tarihte matbaayı keşfeden Alman Gutenberg’in buluşu kadar Türkiye için önemliydi.  Öyle ki okuma yazma yüzde 2 oranında, yani yok denecek kadar az ve toplum cehalet içinde. 
Laik Cumhuriyet ile başlayan okuma eğitimi, gece mektepleri, halk evleri gibi çalışmaların devamında kısa zamanda başkent Ankara’nın yüksek okullar ve üniversiteler ile donatılması Türkiye için yeni bir dönemin başlangıcıdır.
Bize göre daha önemlisi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi ile yabancı dil eğitim ve öğretimi yapılarak Batı uygarlığı hedefinde önemli bir eşik aşılmıştır. Dil devriminin amacı Türkçe’yi daha anlaşılır hale getirmekti. Yani yarı Arapça, yarı Farsça olan dil gerçek kimliğini bulmuştu.      
DTCF’nin kapısında yazılı Atatürk’ün sözü ‘Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir’ dönemin Başbakanı İsmet Paşa tarafından fakülte kapısına astırılmış ve İnönü uzun iktidar yıllarında kendini hiç öne çıkarmadan ve her şeyi Atatürk başardı diyerek büyük dehaya saygısını yaşamının sonuna kadar taşımıştır.      
İki deha insanın başlattığı Rönesans değerindeki Türk devrimleri 1923 Cumhuriyet dönemi ile başladı. Atatürk’ün vefatı sonrası Cumhurbaşkanı İnönü tarafından 1939 yılında Milli Eğitim Bakanlığı’na getirilen Hasan Ali Yücel, 1940 yılında İnönü önderliğinde başlayan Köy Enstitüleri eğitimi ile tüm geri kalmış köylere kadar ulaştı. 
En önemlisi tercüme büroları açılarak bütün dünyanın tanınmış edebiyat eserleri Türkçe’ye çevrildi. Bunlar arasında tarih ve mitoloji eserleri başta olmak üzere Sokrates, Homeros gibi büyük şair ve yazarlar vardı. Ayrıca Fransız edebiyatından pek çok eser çevrildi. 
Tercüme büroları Milli şef İnönü’nün desteği ile Hasan Ali Yücel başkanlığında çalışıyordu. Tercüme bürosunda öğretim üyeleri dil uzmanı Nurullah Ataç, Sabahattin Eyüboğlu, Azra Erhat, Sabahattin Ali, en ilginci Erol Günay ve Rusya’dan göçmen olarak gelen ve soylu bir aristokrat olan eşi Dora tercüme bürosunda çalışıyorlardı. 
Ana dilleri Rusça olan Erol ve Dora, Almanca, İngilizce ve Fransızca biliyordu. Tercüme bürosunda çalışmak için çok dilli çevirmen aranmaktadır. 
Bir gün Yahudi kimlikli Erol Güney’in kız kardeşi tercüme bürosuna iş için başvurur. Tercüme büro başkanı Nurullah Ataç, başvuruyu inceler ve mülakata çağırır; ‘Hanımefendi tam da tercüme için aradığımız kişisiniz’ der. Fakat Ataç durumu İnönü’ye danışalım diyerek İnönü’ye gider ve ‘Paşam aradığımız tercümanı bulduk fakat Yahudi kimlikli’ İsmet Paşa ‘Peki bunda ne gibi bir sorun var. Bari siz bunu problem yapmayın ve hemen o hanımefendiyi göreve başlatın.’ 
İnönü Hasan Ali Yücel’e ’Tolstoy’un harp ve Sulh romanını İngilizce orijinal basımdan okumak istiyorum. Bu arada İngilizcem ilerledi. Kitabı yazıldığı dilden okumak daha çok ilgimi çekiyor’ der. Milli Şef ayrıca Ataç’a ‘Nurullah çıkarmak istediğin dergi ne durumda’? Ataç ’Paşam dergiyi Sabahattin Eyüboğlu ve Erol Günay ile birlikte çıkaracağız. Derginin adı Tercüme olacak ve hedefi yaptığımız çevirilerin tanıtımını yapmak olacak. Dergide Erol Güney ve Eşi Dora’da yazı yazacaklar.’
İnönü; ’Ataç, bu dergi işi önemli, ilk abonesi de ben olacağım’. İnönü Hasan Ali Yücel’e döner ve ‘Yücel, tercüme dergisine bütün bakanları abone yapın. Üniversitelerden, liselere kadar bu derginin dağıtımını yapın’.
Genelde bu aydın kadro geçmişte çok genç yaşta Paris’e gönderilen ve Batı kültürü ile tanışan ve ülkede aydınlanmaya öncülük edenlerdir. 
Dönemin tanığı olarak Sabahattin Eyüboğlu yazdığı Mavi ve Kara kitabı tek kelime ile Rönesans kültürüne geçişe kara çalmak isteyen geriliği ters yüz etmiştir. 
Eyüboğlu Mavi ve Kara kitabında genel kültürle ilgili şöyle der; “Batı kültürünün özü tabiattan yana gitmektir. Cervantes, Shakespeare, Nevton, Marx, Darvin, Russel ve alabildiğine saydığımız pek çok batılı bilgin ve sanatçı halkın sorunlarını çözüm üretmeye çalışmışlar ve tabiata ve halka yöneldikleri ölçüde verimli olmuşlardır.  Genel olarak Kemalist yenilik bilime açıktır, tıpkı 1789 Fransız cumhuriyet yeniliğinde olduğu gibi. 
Cumhuriyetin kurulması ile beraber başarılı öğrenciler eğitim için Avrupa’ya gönderilmesi doğal bir açılımdı. Sokrat kadar önemli filozof ve dönemin Milli Eğitim Bakanı olan Hasan Ali Yücel, Eyüpoğlu kardeşler, dil devriminin öncüsü Nurullah Ataç, bir çok önemli yazar ve aydın batı eğitimli idi. Aslında Nurullah Ataç, Sartre kadar önemli bir kişiliktir.
1940 yılında tüm Avrupa işgal altında iken Berlin ve Roma’da kitaplar yakılırken Türkiye’de tercüme büroları ülkeyi dünya klasik kitapları ile donattı.
Örneğin Nazım bu tercüme bürosuna çeviriler yapıyordu. Bursa cezaevinden arkadaşı Kemal Tahir’e yazdığı mektuplarda ’Şu an Tolstoy’un Savaş ve Barış romanının çevirisini yapıyorum. Toprak ağası Kont Tolstoy hayatında savaşa gitmemiş, ama mükemmel bir savaş karşıtı bu kitabı nasıl yazmış? Çok ilginç! Bu arada Gorki’nin Ana kitabının tercümesini yaparken sabaha kadar ağladım’ derken arkadaşına hem tercüme bürosuna çeviri yaptığını hem de bu büyük eserleri çevirirken duygulandığını anlatıyordu 
Bir tarafta Köy Enstitüleri ülkenin kırsal bölgelerinden pek çok gencin eğitimine katkı sunarken aynı zamanda yeni insana geçişin alt yapısını hazırlıyordu. Fakat toprak ağaları bu gelişmelerden rahatsızdır.
Sabahattin Eyüboğlu bu konuyu anlatırken Köy Enstitüleri ile ilgili bir anısında şöyle der; ‘Ankara’dan tanıdığım bazı toprak ağaları Halk Evinde tiyatro izlemeye gelen Köy Enstitülü öğrencilere bakarak onları küçümsediler. ‘Bunlar öğretmen mi olacaklar, bunlar Gogol’un, Balzac’ın eserlerini okuyorlarmış, güler misin, ağlar mısın, bu eserleri bizler bile zor anlıyoruz. Köy Enstitülü gençler ne anlar bunlardan diyerek’ tepki gösterirler. 
İnsanlık tarihine baktığımız zaman her yenilik doğal olarak bilim karşıtı güçleri rahatsız eder. 
Cumhuriyet yeniliği dünyamızı güneş gibi aydınlattı. Türkiye’de 1940‘larda felsefeye inanmış aydın insanlar bilimi öne koyarak batının bedeller ödeyerek yaptığı rönesans yeniliğini 2.Dünya Savaşının zor şartlarına rağmen başardılar. Bu başarıda başta Cumhurbaşkanı İnönü olmak üzere katkıları olan çalışma arkadaşları Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç’u selamlıyoruz. 
Unutulmaz dostluğun anısına...