Söğüt su kenarlarında kolayca yetişen bir ağaçtır. Yeterki bir dalı nemli bir toprakla buluşmasın, orada yeşerir. Hızlı büyür, dalları yerleri süpürür, gölgesi serin olur. Başında bir pınar kaynar, ayakları boyunca dizilir genç fideler. Etekleri suları öper, güneş ışınları yapraklarının arasından sızarak ak bir gümüş gibi parlar...
Salkım söğüt, selvi söğüt diye adlandırılır; şiirlere, türkülere konu olur.
Sessizliğin sesidir…
Osmanlı medeniyeti, Bilecik’in Söğüt kasabasında doğmuştur.
Ağacı söğüt, tahılı buğday, hayvanları; keçi koyun, at, deve ve yavuz köpekler...Ve çocuk oyunları, çelik çomak, kör ebe…
Güçlü rüzgarların karşısında derviş misali edilgen bir tavırla başaklarını ve dalların eğen söğüt ve buğday ikilisi tedirginliğimizin psikolojisini anlamamızda sayısız ip uçları verir.
O çınar ki tarihi canlı tutar, bedeni ve ruhu dinlendirir.
Doğanın ilki, toprağın bereketi, insanların nimetidir buğday.
Söğütle başlayan Osmanlı Beyliği, çınarla tarih olmuş, buğdayla nimetlenmiştir. Cumhuriyet çınarı koruduğu kolladığı kadar; akasya, kavak, palmiyelerle süslemiştir bulvarlarını, bahçelerini.
Bir de Okaliptüs vardır.
Osmanlı’nın Çukurova’da iskân politikasıyla, Çukurova’nın sazlığını, bataklığını kurutmak için yurt dışından getirilmiş. Sevmiş Çukurova’nın bataklığını. Bir iki yıl içinde kocaman bir ağaç olmuş, dal budak atmış. Heybetini gören köylüler garipsediklerinden, yaban bildiklerinden “garip dost” demişler, suyunu kaynatıp sıtma tedavisinde kullandıklarından “Sıtma ağcı” da bilmişler.
Söğüdün nazikliği, faniliği karşısında çınar zor büyür, uzun ömürlü olur. Çınar ağacının olduğu yerde güven ortamı vardır. Çınarla ortaya atılan kendine güven başkalarını derinden etkiler.
Bizans’ın yanı başına dikilen söğüt onları kışkırtmadı. Beylik burada yavaş yavaş beklemesini, düşünmesini, yer yurt tanımasını öğretti.
Her söğüt tek kişilik bir üniversitedir.
Onun altında hayal kurmamış, nefeslenmemiş, düşünmemiş, dinlenmemiş Anadolu insanı yoktur.
Ağaç dikmek; kalıcılığın, sahiplenmenin var olmanın adıdır.
Herkes ağaç dikmek ister, yeter ki bir karış toprağı olsun.
Dikili ağacımız olmadığı için gölgesi de yok.
Bu kadar insanın neden dikili ağacı yok sorusunun cevabı basit.
Ağaç dikmek serbest ama, kök salmak izne tabi.
Tekrar ülkeye güçlü ağaçları dikebileceğimiz günleri beklemekten yorulduk.
Beton severler izin vermiyor ki!


