Duygularla kuşanmış insan gelişmiş kişiliktir. Ama günümüz insanı sevmeyi ya da sevilmeyi unuttu gibi. Sanat dünyasından beslenmenin en önemli yolu müziktir. Geçmiş yıllarda klasik Türk müziği her an kulaklarınızı doldururdu.
Çarşının, caddenin en hareketli yerinde ya da gazinolarda hep coşkulu şarkılar dinlenirdi. İskenderun’da ya da Antakya’da büyük mağazalar vitrinlerin üstünde hoparlörden yeni tanıtım taş plaklardan yeni besteler çalınırdı.
Örneğin şimdiki Vakıflar Bankası’nı geçince Havuzlu Çarşıda Artin Bağcıyan’a ait Rotya Gramofon salonu vardı. Burada istediğiniz plakları, mızıkaları, akordiyonları bulabilirdiniz.
Artin bey kültürlü bir insandı. 1960 yılıydı… İskenderun Kervan sinemasındaki konserinde Artin bey, Perihan Altındağ Sözeri hanıma sahnede bir kolye hediye etti ve kolyeyi kendi taktı.
Bir gün çarşıda gezerken aynı şarkıyı hoparlörde dinlerken Artin beyin yanına gittim. “Artin bey bizim siparişimiz plak geldi mi” diye sordum. Şerif İçli’nin eseri; ‘İçimden şu zalim sevdayı kaldır ya sen gel ya beni oraya aldır’. Artin bey; “Oğlum maalesef ben seni unuttum, bu plağı senin gibi başka bir meraklı aldı sana en kısa zamanda getirtirim” dedi.
Bu müzik kültürü, içimizdeki sevda tutkusu, edebiyat ve kitapla evrensel dünyanın duvarlarını aştık. 1974 yılıydı, Almanya’nın Bremen şehrinde çalışıyordum. Bir gün şehrin ana merkezinde şaşırtıcı mağazayı gezmeye başladım.
Öncelikle plak bölümüne baktığım zaman ilk dikkatimi çeken taş plakta Carli Çaplin’in 1930’larda yaptığı Sehir Işıkları ve Çiçekçi kız filminin müziğini gramofonda çaldılar. Plağı hemen satın aldım.
Sonra film müzikleri bölümüne geçtim. Frank Sinatra, Grace Kelly, Marlon Brando’nun Baba, Teodorakis’in Zorba, Doktor Jivago ve Rüzgar gibi geçti filmlerinin müzikleri. Ayrıca beni çok etkileyen Kuvai Köprüsü filminin müziği.
Klasik müziklerden ise Ümmü Gülsüm’ün ve Abdülvahap’ın şarkılarının olması çok ilgimi çekmişti. Mağazanın ilginç yanı 1940 model radyolar ve gramofonlar pırıl pırıl parlıyordu.
Geçmiş yıllarda Radyo dünyası zengin yayın yapardı. Öyle ki edebiyatçı Nurettin Artam’ın Kültür Saati evrensel konulara değinirdi. Müzik olarak Caz Saati ve Tarihten Bir Yaprak oldukça ilginçti.
Ayrıca İstanbul Saray sinemasından Münir Nurettin Selçuk, Müzeyyen Senar ve Safiye Ayla konserleri radyodan naklen verilirdi.
Almanya’da insanlar sanatla çok ilgililer. Misafirliğe gittiğimiz evler radyo, gramafon ve kitaplarla kuşanmıştı. Büyük caddelerde sürekli akardiyon sesleri vardı. Garlarda ise orkestralar Bethoven yada Vivaldi çalardı.
‘Geçmişi olmayanın geleceği olmaz’ derler. Genel olarak tüm batıda koleksiyon ve arşivcilik adeta yaşam biçimi olmuş. Frank Sinatra’nın konserine özel uçakla gidiyor. Beğenmediğimiz Arap emirleri bile Ümmü Gülsüm’ün Mısır’daki konserine özel olarak katılıyor.
Geçmiş yıllarda kırılan taş plaklarım için İstanbul’a gitmiştim. Plakların bir kısmını buldum, bazılarını bulamadım. Örneğin Sadettin Kaynak’ın bestesi olan ‘Ah nerde o ahu bakışlı siyah gözlü sevgili bir bilen var mı acep söyleyin’.
Başında söylediğim gibi kültürden beslendik. Halkevleri’ne çocuk denecek yaşta gittik. Bizim sanki anaokulumuzdu. Orda aylık Ülkü dergisini okumaya çalışırdık. Cumhuriyet kültürü sanki yeni insan yaratmak için bizleri evrensel dünyaya taşıdı