Nurullah ER


Lozan´ı anarken, Hatay´ın anavatana kavuşmasını kutlarken

NURULLAH ER


Lozan´ın kabulünün 99 yıl, Hatay´ın Anavatan kavuşmasının üzerinden ise 83 yıl geçti.

Yıl olarak aralarında zaman farkı olsa da, ikisinin de birer gün arayla olması tesadüf mü diye düşünüyor insan.
Lozan, 1. Dünya Savaşı´nın ve Kurtuluş Savaş´ının sonunda diplomatik yoldan masaya yatırılışıdır.
Uzun sürmüş, çetin geçmişti görüşmeler. Türk delegelerinin bağımsızlık onurundan vermedikleri taviz sonucu, kopma, dağılma, yeniden savaşlar gündeme gelse de, İsmet İnönü´nün başkanlığında ve Atatürk´ün kontrolünde süren görüşmelerden, Türk diplomatları emperyal güçlere karşı taviz vermedi. Türk ordusunun kurşununun her düştüğü yer, süngüsünü batırdığı toprak, vatan toprağı kabul edilerek, Misak-i Milli esas alınarak, Osmanlının borçları, kapitülasyonlar çözüme bağlandı ve Türkiye Cumhuriyet´inin tapusu uluslararası devletler tarafından 24 Temmuz 1923 yılında tescil edilmiş ve Cumhuriyet Türkiye´sinin tapusu çıkarılmıştır. Ne var ki Hatay, sınırlarımız içinde yoktu.
Anadolu Kuvay-ı güçleri işgale karşı savaşırken 20 Ekim 1921´de M. Kemal, Fransızlarla yaptığı Ankara Antlaşması sonunda, Hatay Suriye sınırları içinde kalmış, Türklerin kültürel yapısını koruması taahhüt altına alınmıştı. İlgimi çeken Hatay´ın bağımsızlık mücadelesi üzerine uzun bir araştırma yapıp, “Amanosların Çığlığı” adlı kitabı roman şeklinde tarihi bilgilerin ışığında yazmıştım.
Lozan Antlaşması imzalanırken Hatay sınırlarımız dışında kalmıştı. 1936 yılında Suriye´ye bağımsızlık verilirken, İskenderun Sancağı hakkında bir hüküm olmasa da, Suriye bu konuda iddialıydı. Fransa, Suriye´den çekilirken, Suriye´nin İskenderun Sancağı konusunda hak iddia etmesine Türkiye karşı çıktı. 9 Ekim 1936´da Fransa´ya nota verdi.
1 Kasım 1936´da Meclisin açılışında Atatürk, Hatay sorununu gündeme getirerek yaptığı konuşmasında, “İskenderun ve Antakya öz be öz Türk´tür. Burası Suriye sınırı içinde yer alamaz” diyerek, Fransa büyükelçisi ile yaptığı görüşmede, “Hatay benim şahsi meselem, şakaya gelmez, gerek duyarsam kırkı bin askeri sınıra yığarım.” diyerek gerekli göz dağı vermiştir.
Diplomatik yollardan çözüm arayan Türkiye, konuyu Milletler Cemiyeti´ne götürmüş, Cemiyet 27 Ocak 1937´de Cenevre´de toplanarak Hatay´ın bağımsızlığını kabullenmiş, seçimle nüfus çoğunluğu tespitine karar vermişti. Tarafgir hareket eden Fransa´nın kontrolünde olan seçime şaibe katılınca, Türk tarafı seçimlere katılmamıştır. Diplomatik görüşmeler sonucunda, Türkiye, Fransa´yla yaptığı askeri anlaşma sonucu, 5 Temmuz 1938´de Şükrü Kanadlı komutasındaki askeri birlik Hatay topraklarına girmişti. 13 Ağustos 1938´de tekrarlanan seçimlerde çoğunluğun Türklerden meydana geldiği görülmüştür. 2 Eylül 1938´de Hatay Cumhuriyeti kuruldu. 29 Haziran 1939´da Türkiye´ye katılma kararı alan bağımsız Hatay Cumhuriyet´i, 7 Temmuz 1939 tarihinde Hatay´ı il statüsüne getirerek, 23 Temmuz 1939 Tarihinde Fransızlar Hatay´ı terk ettiler. Suriye, bu oluşumları, Türkiye´nin Arap alemine bir tecavüzü olarak göstermiş ve Fransa´yı suçlamış, Milletler Cemiyeti´ni protesto etmişti.
Türkiye- Suriye sınırı belirlendikten sonra boydan boya mayın döşenmişti. Zaman zaman mayın patlaması sonucu kaçakçıların öldüğü duyulur, sık sık Jandarmayla çatışmalar yaşanırdı.
Ülkemizde yaşanan darbelerde emperyal güçlerin parmağı olduğu hep söylenmiştir. 1980 darbesi sonucu, Suriye´nin Hatay üzerindeki emellerine yönelik mırıldanmalar, konuşmalar bu yıldan sonra duyulmaya başlandı. Suriye 16 Ağustos 1981 yılında karasularının 35 deniz mili olduğunu ilan etmiş, ders kitaplarında Hatay´ı kendi topraklarında göstermiştir. 1989 yılında Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü´ne bağlı araştırma uçağının uçuşu sırasında Suriye, sınırı ihlal ettiğini ileri sürülerek uçak düşürülmüş ve görevliler şehit olmuştu. Ayrıca, PKK, lideri Apo´ya sınırımızda kamp kurdurarak terör olaylarına destek vermiştir. Aynı zamanda ASALA Ermeni terör örgütü de desteklenmiştir.
2000 yılı sonrası iki ülke arasında komşuluk ve kültürel bağ dokusu, aynı zamanda imzalanan serbest ticaret antlaşmasıyla dostluk ilişkisi kurulmuş, yumuşama politikası sürdürülmüştü. Ne var ki, 2011 Suriye iç savaşı nedeniyle her şey yok edildi. Suriye devletiyle ikili ilişkilerin bozulması sonucu, Suriye´den kaçanlar Hatay´dan ve Kilis´ten geçerek ülkemize doldular. Bugün sayılar milyonlarla telaffuz ediliyor, Hatay en çok Suriyeli barındıran kent konumuna geldi. Suriyeliler yaşadıkları şehirlerde zaman zaman gerginliklere sebebiyet vermekte, adli vakalar çoğalmaktadır. Ayrıca ülkemizin ekonomisinin bir kısmı kendilerine akmaktadır. 23 Mart 2022 tarihinde bir gazeteye demeç veren Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş, “Hatay´ın önemli bir hastanesinde 28 çocuk doğdu, 26´sı Suriyeli, böyle giderse azınlığa düşeceğiz” diyerek kaygılarını dile getiriyordu. Ayrıca Demokrat Parti Göç ve Sosyal Politikalardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı İlay Aksoy, “Bizzat tespit ettim, 10- 11 yaş arasında Suriyeli çocuklar doğum yapmakta. Medeni Kanun ve Cumhuriyet değerleri Suriyeliler tarafından yok ediliyor” açıklaması yapıyordu.
Lozan yüz yaşına girerken, Hatay´ın anavatana kavuşması yüz yaşına yaklaşırken, hala kirli bilgilerle, anlamsız ifadelerle konular değerlendirilmeye çalışılıyor. Yanlış politikalarla uluslararası kamuoyunda ülkeye zafiyet yaşatılıp, komşuluk ilişkilerinde hasımhane tavırlar sergileniyor. Kısır tartışmalarla işin içinden çıkılmaz hale getiriliyor. Lozan, ülkemizin Hatay´ın anavatana kavuşmasında Hataylıların evinin tapusudur. Milli değerlere sahip çıkma, milli güçle elde edilen değeri korumaktan geçer. Bizler, Lozan´a 1923 ruhu, Hatay´a 1939 ruhu ile sahiplenip baktığımız sürece korkulacak bir şey kalmaz, itibarlı bir devlet olduğumuzu da göstermiş oluruz.