Sadullah ÇAĞLAR


Kitap sevdası bir tutkudur

Sadullah ÇAĞLAR


Batının en gelişmişi filozofu Goethe: İki ömrüm olsun isterdim. Biri yaşamak öteki kitap okumak. 
Bilimci edebiyat yazarı Goethe ne kadar haklı; kitapla yaşam dünya insanıyla bir araya gelmek yeni insan olmak… bazen düşünüyorum insanlar acaba okumadan bilgi sahibi olmadan nasıl yaşam sürdürüyor. 
Geçtiğimiz günlerde kitapları düzenlerken yıllar önce okuduğum Alexandre Dumas'ın Monte Kristo Kontu romanının kapağındaki resme bakıp birden geçmiş yıllara gittim. 
Marsilya’da İf Şatosunda 14 yıl zindanda kalan talihsiz Edmond Dantes'i hatırladım. 
Dostoyevski'nin Çarlık Rusya'nın çöküş yıllarını anlattığı en politik romanı Ecinniler’de rus aydınların yılgınlığını da ele alır. Rus edebiyatçılarının bir çoğu aristokrat, burjuva kökenli. Örneğin Tolstoy, Puşkin, gelecekteki sosyal sistemin alt yapısını hazırladılar. 1940'larda Türkiye'de Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel, köy enstitülerinde dünya klasiklerini okuttuğu için bakanlık sonrası yargılandı.  
Hasan Ali, mahkeme savunmasında; “Beni aşırı solcu olmakla yargılayan, suçlayan kişiler o kadar geriler ki; bizim okuttuğumuz eserlerin yazarlarının bir çoğu aristokrat, rus soylusudur” diye hatırlatır. Gerek batıda, yada kapital Amerikan edebiyatı olsun burjuva kökenlidir. 
Bir örnek vermek isterim. ABD'li yazar Upton Sinclair’in yazdığı deneme kitabı batıda olmak üzere Türkiye'de de yasaklandı. 
Kitapın Türkçe çevirisini yapan Emin Türkali Elçin hatırladığım kadıyla beş yıl cezaevinde yatmıştı. 
Muhbir roman 1925 Muhbir İrlandalı yazar Liam O Flaherty’in muhbir adlı romanını Amerikan sinemasının ilerici yönetmeni Oscar'lı John Ford, 1939'da filmini yaptı. Film, Oscar ödülü kazandı. İrlandalı yazar, ingilizlerin işgali altında İrlanda bağımsızlık mücadelesi veren yurtsever kişi İngiliz polisi tarafından aranıp onu haber verene ödül verecek. 
Bir gün şehre inip annesini görmek için gelen aranan kişi eski dava arkadaşını görüp evine gidip ailesine haber vermesini ister. Burada bir insanlık faciası yaşanıyor. Geçmişte yakın dostu pasifize olup üstelik alkolik, arkadaşı evine gitmek yerine doğruca polise gidip arkadaşını ihbar eder. Sonuç, özgürlük mücadelesi veren kişi çatışmada ölür. Eski arkadaşı ihanetin bedelini, vicdan azabı çeker; ihbarcı yaptığı kötülüğü canıyla öder. 
İnsan bazen düşünür. Kitaplar yüzyıllarca yasaklandı. Sonuç ne oldu? Çağın tarihsel gelişimi önlendi mi? 
Yazının keşfinden sonra bilimi, felsefeyi, kitaplar okunarak keşfedildi ve insanoğlu süreç içinde uzaya gidip ayın sırrını çözdü. 
Geçtiğimiz günlerde 30 Eylül 2022 tarihli Cumhuriyet Gazetesi'ndeki köşesinde Özdemir İnce, İlhan Arsel’in Toplumsal Geriliklerimizin Sorumluları Din Adamları kitabından alıntı yapmış:

“Matbaanın keşfi üzerine papaya yazdığı mektubunda İngiltere Kralı Henry VII’nin ünlü Başpapazı Kardinal Wolsey (1471-1530) şöyle diyordu: Matbaanın keşfedilmesiyle kitap yayınlarının çoğaldığı ve eğitim ve öğrenimin geliştiği doğrudur; fakat aynı zamanda (fikir ve görüş) ayrılıklarının oluştuğu da bir gerçektir. (Bunun sonucu olarak) kişiler, kilisenin yerleştirdiği iman ve akideler konusunda düşünmeye ve sorular sormaya başlamışlardır. Din kitaplarını okuyor, anlıyor ve kendi anladıkları dilde ibadet ediyorlar. Bu (nedenle) kendi kendilerine, din adamlarına artık gerek bulunup bulunmadığı sorusunu sormaları söz konusudur. Eğer herkes kendi bildiği dilde ve kendi anladığı şekilde Tanrı’ya ibadet etmeye kalkacak olursa... böyle bizim mensup bulunduğumuz din adamları sınıfının çok zararına olur. Din esaslarının din adamlarından gayri hiç kimse tarafından bilinmemesi koşul olmalıdır...”
Batıda mezhep çatışmalarının nasıl felaket yaşandığını gösterir bir alıntı… İnsanlığın en büyük zaferi laik felsefe ile, insanı daha büyük tehlikeden korumak için bir kurtuluş olarak yurttaşlığın önemi ortaya çıkmış oldu. 
İnsan soyunun tüm olağan geriliğe rağmen aydınlanma, rönesans, kültür mücadelesi her şeye rağmen hedefine varmıştır. 
Elbette insanlık var oldukça engeller kaçınılmazdır. Yüzyıllar önce ne demişti aydınlanmacı Galile: Dünyamız dönüyor. 
Bu felsefeci adamı yargıladılar. Tolstoy, çarlık çevresine rağmen evden ve yakınları olan gerilikten kaçtı. Tren garına sığındı. Çarlık en son anında ona rahipleri yolladı, konuşması için. O konuşmadı. Tolstoy, kitaplarında yaşayan dünya insanına masal anlatmadı. ‘Var olan yaşanan dünyadan başka yeryüzü yoktur’ diye direndi. Ne demişti yeni insan; “Bir kitap okudum dünyam değişti. “
Türk edebiyatının ölümsüz yazarı Reşat Nuri Güntekin, Çalıkuşu kitabında bilimsel eğitimi savunan Feride hocanın nasıl batılın geriliği içinde direndiğini teşhir eder. Ve tarihsel yazarın son eseri 'Yeşil Gece' romanıyla kendini yenileyen Şahin hocanın evrimi yakalaması çok ilginç. Tıpkı Kafka'nın insan değişim ve dönüşümdeki kitabı gibi. 
Shakespeare, "Kitaplar aklın ilacıdır” demiştir. Shakespeare'i selamlayalım.