Halit KATKAT


İstanbul seçimi ve halk iradesi

Halit KatKat


İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi İktidar Partisi AKP´nin itirazı ile ikinci kez yapıldı. 31 Mart´ta yapılan birinci seçim hiç bir aklı başında gerekçe olmadan iptal edilerek, seçimi kazanmış olan İmamoğlu´nun Mazbatası elinden alınmıştı. Bu yenilgiyi içine sindiremeyen AKP, yenilenen bu seçimi tekrar İmamoğlu´nun almaması için Pontus, Darbeci Sisi benzetmeleri vb. karalama kampanyaları eşliğinde yaptıkları propagandalara inanmayan seçmen İmamoğlu´nu büyük bir farkla seçti.

Daha önceki seçimde İmamoğlu´nun aldığı 13 bin farkı yeterli görmeyerek seçimi yenileyen AKP´ye karşı seçmen farkı 800 bine çıkardı. Elbette bu 25 yıldan fazla bir zamandır İstanbul´un yönetimini elinde bulunduran AKP için bir hezimet oldu. Bunda Gezi direnişinde halk kitlelerine gazla, tazyikli suyla saldırıp yaraladığı gözünü çıkardığı insanlara dava açarak yargılamasının; öldürülen çocuğun annesinin meydanlarda yuhalattırmanın, Taksim 1 Mayıs alanının işçilere kapatmanın payı vardır kuşkusuz. Millet İttifakı adayı Ekrem İmamoğlu´nun ayrıştırıcı olmayan uslübü ve birleştirici konuşması, Sünni, Alevi, Hristiyan tüm inançları, Türk, Kürt, Arap, Ermeni tüm milliyetleri kucaklayan tavır ve davranışlarının rolü de büyük olmuştur. Ama esas olarak tek adam rejiminin ayrıştırıcı, düşmanlaştırıcı ve baskıcı tavırları ile pahalılık ve işsizliğin emekçiler üzerindeki artan yükü etkili olmuştur. Aynı zamanda CHP-İyi Parti ittifakı, HDP ve demokrasi güçlerinin desteğiyle bu sonucun alınması bize birleşince nelerin yapılabileceğini göstermesi açısından yol gösterici olmuştur.
Muhalefet bu seçim sonucunu, sevincinden, zafer olarak, bitmiş bir olay olarak kutluyor olabilir, ama Ekrem İmamoğlu´nun konuşmasında “Bu bir zafer değil, bu bir başlangıçtır” tespiti dikkate alınmalıdır. Yani esas olan bundan sonra yapılacaklardır. İmamoğlu´nun vaadleri arasında olan “parti kartıyla iş yapma dönemi” nasıl bitirilecektir? İmamoğlu´nun niyeti bu yönde olabilir. İradesi de öyle olabilir. Ama unutulmaması gereken bir şey var ki o da demokratik devrimini tamamlamamış ülkemizde işler hala eş, dost, akraba ve parti aracılığıyla yani feodal ilişkilerle yürütülmekte, bunlara rüşvet, adam kayırma, yolsuzluk vb eşlik etmektedir. Bunlar feodal ilişkilerden kurtulamamış toplumların genel özelliğidir. Elbette bu gün için bunlardan kurtulmak için adım atmanın yolu vardır. Belediye başkanları işleri belediye meclislerinin kararları ile yönetmektedir. Belediye meclislerinde ise çoğunluğu elinde bulunduran partinin kararları geçerli olmaktadır. İstanbul Belediye Meclisinde halen AKP´nin çoğunluğu vardır. Ekrem İmamoğlu toplantıları halka açık kanallardan yayınlarım diyor ama sonuçta meclis çoğunluğu AKP´de. Bu durumdan kurtulmanın yolu halkla birlikte yönetmektir. Yani halkın temsilcileri olan partilerin, meslek odalarının, işçi ve memur sendikalarının, muhtarların, çevre derneklerinin, üniversite temsilcilerinin vb. katıldığı kent konseyiyle birlikte yönetmekten geçmektedir. Bu yapılırsa sandıktan başka demokrasi tanımayanlar içinde bir örnek olabilir.