Halit KATKAT


İki siyasetin etkisindeki seçmen

Halit KATKAT


Kentte yaşayanlar olarak, aynı caddelerde yürüyor, aynı dükkanlardan alış veriş yapıyor; aynı enerji sisteminden ve ışıklardan yararlanıyor, aynı denize giriyor, aynı musluklardan akan suyu içemesek de kullanıyoruz. Aynı bozuk yollarda sıkıntı içerisinde ilerliyoruz. Aynı trafik lambalarını kullanıyor,aynı trafik cenderesine giriyor; otoparklarda beraber sıkıntı çekiyoruz. Musluklarımızdan içilebilir suyun akması, temiz denize girmek, denizden esen temiz ve serin havadan yararlanmak, tamiratı bitmiş yollarda trafik karmaşası olmadan yürümek, elektrik kesintisi olmadan yaşamak hepimizin hakkı. İşe giderken çocuklarımızı bırakacağımız kreşler, baskı altındaki kadınlarımızın sığınacağı mekanlar ve yaşlılarımıza hizmet eden mekanlar hepimizin arzusu...
Bütün bunları bir kişiden, bir partiden beklemek, hele hele bu güne kadar bu taleplerin gerçekleşmesine hiçbir katkısı olmamış partilerden beklemek pek gerçekçi değildir. Hemşehrilik, ve kentte birlikte yaşam hukuku bakımından; kentte yaşayanların kent yönetiminde söz ve karar sahibi olması gerekir. Bu da sandıktan çıkan bir kişi yada partinin iradesinden çok fazlasını gerektiriyor.
Özellikle seçim dönemlerinde günlük politika iki burjuva seçenek arasına sıkıştırılarak işçi ve emekçi kitlelere adeta başka bir seçeneğiniz yok denmektedir. Bu gün Cumhur ittifakını destekleyen, oy veren işçi ve emekçiler arasında; Reis iyi ama çevresi kötü, Bunlardan daha iyisi mi var? Ekonomi kötü, halkın durumu kötü ama Erdoğan olmazsa daha da kötü olur. Çok yanlış yapıyorlar, ama başka da alternatif yok vb. söylemler gittikçe yaygınlaşıyor.
Millet ittifakını ve özellikle CHP´yi destekleyen ve oy veren işçi ve emekçiler arasında ise; Bunların da bir şey yapacağı yok. Sandıklara sahip çıkanlara bile önderlik etmiyorlar. Kılıçdaroğlu´yla bir şey olmaz. Ama başka da gerçek bir alternatif yok. Mecburen de olsa gidip oy vereceğiz, söylemleri gittikçe artıyor. İnkar edilemeyecek şekilde sıklıkta dile getirilen ve karşılaşılan bu söylemler bu iki burjuva siyaset arasındaki kutuplaşmanın kitleler üzerindeki etkisini göstermektedir. Bu kutuplaşma, kitlelerin bilincini bulandırarak kendi seçeneklerini yaratmalarının önünde engel oluyor.
Burjuva siyasetin bu iki seçenekli egemenliği altındaki halk kitleleri parti programları ile pratikteki tavırlarını değerlendirerek onların yanında yer almaktan vaz geçerek uzaklaşmaktadırlar. Ama yine de demokrasi mücadelesinin sadece seçim sandıklarına atılan oya indirgendiği genel oy hakkını, bütünüyle eşitsiz ve anti demokratik yasa ve uygulamalar eşliğinde olabildiğince düşük bir düzeyde kullanılabilmektedir. Mevcut propagandadan etkilenen kitleler hem yakınmakta hem de çeşitli gerekçeler ileri sürerek, başka yapacak bir şeyin olmadığını söyleyip sandığa gidip oy vermektedirler.
Yerel seçim nedeniyle İskenderun´da belediye başkan adayları projelerini anlatıyorlar; projelerin tamamı kendi kurgu ve istekleri. Bu istekler içerisinde halkın talep ve istekleri yer almıyor. Sonra da “kenti birlikte yöneteceğiz” diyorlar. Burada “birlikte” sözünden kent sakinleri kendilerini kastettiğini sanıyor. Zaten onlarda kent sakinlerinin öyle inanmasını istiyorlar. Bunu sadece oy almak için söyledikleri şuradan belli ki hiç biri kent konseyinden bahsetmiyor. Hiç biri “kent konseyi ile birlikte yöneteceğiz” demiyor. Projelerini kimlerle, hangi kurum, kuruluşla görüşerek oluşturduklarını söylemiyorlar.
Kent konseyi hakkında çok yazdım. Ama yine belirtmeliyim ki kentteki her parti, her sendika, meslek odası, esnaf odası, dernek ve muhtarların temsilcileri bu konseyde yer alıyor. Bu demokratik kurumu işletmeyen bir başkan adayının kenti birlikte yöneteceğiz demesi ne kadar inandırıcıdır? Birlikten bahsetmeleri ne kadar inandırıcıdır? “Demokrasi” demeleri ne kadar inandırıcıdır?