Halit KATKAT


Bürokrat sendikacılar işçilere sahip çıkmazlar

Halit Katkat


Tuzla’da 14 Temmuz gününden beri süren bir işçi direnişi var.  ETF Tekstil fabrikası patronu, 30 Temmuz’da üretimi durdurup fabrikayı kapatacağını açıklıyor, ardından büyük çoğunluğu kadın olan 300’den fazla işçi işten çıkarılıyor. Fabrika önüne bırakılan işçiler bugüne kadar süren direniş başlatıyorlar. ETF işçileri Türk-İş’e bağlı DERİTEKS Sendikasına üyeler, fakat patron sendika ile görüşmeyi reddediyor. Patron işten attığı işçilerin tazminatlarını da vermemiş. Burada direnen işçiler sadece zamanında ödenmeği için birikmiş ve yasal olarak hak etmiş oldukları alacaklarını almak için direniyorlar.
Elbette bu ve benzeri olaylar her yerde işçilerin başına gelebilmektedir. İşten atılan işçiler ürettikleri malların depodan çıkarılmasına engel olmak istiyorlar, karşılarına devletin polisi çıkıyor, engelliyor. Patronun evinin önünde basın açıklaması yapmak istiyorlar, polis engeli ile karşılaşıyorlar. Bu olayda sınıf bilinci olmayan işçiler, devletin polisinin haklı oldukları halde neden kendilerinden yana değil de patrondan yana tavır aldığına şaşırabilirler. Ama anlamaları gereken sadece polisin değil devletin bir bütün olarak patronun yanında olmasının onun doğası gereği olduğudur.
Burada işçilerin esas sorgulaması gereken yer kendi sendikalarıdır. İşçiler kendi kendilerine direnip, tutunacakları bir dal ararken sendika, “patron bizimle görüşmüyor” deyip işin içinden sıyrılıyor. Ama işçiler Deriteks sendikasının ve onun bağlı olduğu Türkiye’nin en büyük Konfederasyonu TÜRK-İŞ’in neden kendileri ile ilgilenmediğini sorgulamıyorlar. Patron görüşmek istemiyorsa sendika kendine bağlı diğer işyerlerinde dayanışma grevi yapabilir, TÜRK-İŞ kendine bağlı iş kollarından işçileri o işyerine yığabilir ve işyerinin önünde güçlü direniş koyabilir. Eğer güçlü direniş konmazsa bugün ETF tekstilde olan işten atmalar yarın başka işyerinde olacaktır. Hatta sadece bir konfederasyonu değil bütün işçi konfederasyonlarını ilgilendirmesi gereken bir olaydır bu.
İşçi sendika ve konfederasyonlarının işçilere sahip çıkmaması onların başlarında işçilerden kopuk, işçilere güvenmeyen bürokratik yapıların bulunmasıdır. İşçiler bu sendika bürokrasisinden kurtulmadıkça ne kazandıkları haklar kalıcı olabilir, ne iş güvencesi, ne iş güvenliği kalıcı olabilir ne de yeni alacakları haklar…
İşçilerin kararlarını kendilerinin alıp kendilerinin yöneteceği sendikalara ihtiyacı vardır. Bu da her fırsatta yazdığım gibi delege sisteminden vaz geçilip işçilerin doğrudan seçip denetleyebildikleri temsilcilerden oluşan konsey tipi yönetimlere ihtiyaçları var. Çeşitli siyasi, dini, etnik görüşlere göre bölünmüş sendikalara değil sınıfı birleştiren tek bir işçi konfederasyonuna ihtiyaç var.
Geçenlerde Soma’da sendikanın delege seçimleri oluyor, dört ayrı delege listesi çıkıyor. Seçim sonucunda eski yönetimin listesinden 90 delege 100 kişilik delege listesine girmeyi başarıyor. Ne güzel demokrasi diyebilirsiniz. Burada şunun sorulması gerek orada işçi temsilcileri yok mu? İşçi temsilcileri yönetimi seçemez mi? Neden yeniden kimin kimi temsil ettiği belli olmayan delegeler seçiliyor? Üstelik bu, işçilerin dört listeye bölünmesine hizmet ediyor. Bu sistemin sendika bürokrasisine hizmet ettiği açık. Nitekim delege seçiminde sendika yönetimi yönetimde olmanın avantajını kullanıp seçimi alıyor. Bu delege sistemi devam ettiği sürece işçilerin kararlara katılması, yönetimi denetlemesi ve işçilerin önünü tıkayan bürokrasiden kurtulmaları ham hayaldir.