Asrın felaketi denen ve ülkenin 10 kentini yıkan hatta üç kenti neredeyse haritadan silen 7,8 ve 7,6 şiddetinde artarda gelen iki depremin trajik bir şekilde binlerce insanımızın ölümüne, binlercesinin yaralanmasına yol açmasının yanında ülkenin bütününde üzüntü ve travmaya yol açmıştır.
Enkaz altında kalanların kurtarılmasını soğukta aç susuz olarak yakınlarının sağ mı ölümü çıkacaklarını bekleyenlerin acıları yanında bütün birikimlerini vererek borçla aldıkları evlerinin yok olması trajedinin sosyal boyutunu göstermektedir.
Ya da evleri sağlam olsa da korkudan evlerine giremeyenlerin arabalarında tedirgin yatmaları. İhtiyaçlarını karşılamak için korkarak evlerine girip, alel acele geri çıkmaları.
Bütün bunlara karşın halkın yüksek yardımlaşma ve dayanışma duygusu ile depremzedelere sahip çıkmaları ve yaralarını sarma istek ve kararlılığını gördük. Diğer yandan bu yardımların örgütlenememesi yüzünden tırlar dolusu eşyaların ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmadan sağa sola atılmasını gördük.
Peki bütün bunlardan ders alınır mı ya da alınacak mı? En önemli soru budur.
Ülkemizde 30 binden fazla insanın kaybına yol açan 1939 Erzincan depremi, 17 binden fazla kişinin ölümüne yol açan Düzce depremi olmak üzere irili ufaklı depremlerden sonra yapılanlara baktığımızda eğer onlardan ders alınsaydı bugün bu kadar kayıp yaşanır mıydı sorusu akla geliyor.
Elbette tek tek bireylerin ders alması felaketlerin önlenmesine yeterli değildir. Bir bütün olarak önlem alacak olan devlettir. Devlet, öncelikle deprem, sel, toprak kayması ve heyelan tehlikesi olmayan güvenli konut alanlarını belirlemesi ve bu alanlara sağlam konutların yapılmasını sağlaması gerekir.
Yer Bilimleri uzmanı Prof. Naci Görür önlemi şöyle açıklıyor: “Bir Afet işleri bakanlığı kurulmalı, bu bakanlığa yeterli ödenek ve eleman ayrılmalı; sonra da yerel kitle örgütleri ve halkla birlikte çalışarak bu iş çözülebilir” diyor.
Naci Hoca bir bilim insanı olarak “çözüm basit” diyerek çok doğru açıklama yapıyor. Ama bunun pratiğe geçirilmesi kapitalist ve özelleştirmeci anlayışların anlayabileceği bir iş değildir. Hele ki daha enkaz altında sağ varken kurtarma çalışmalarına son verip inşaatların bir an önce kepçeyle enkaz kaldırmaya girişen anlayışların hiç anlayacakları bir şey değildir. Kapitalist sistem için hele bizim gibi kapitalist ve feodal ilişkilerin iç içe geçmiş bir sistem için böyle bir bakanlığa bütçe ayırması ölü yatırım olarak görülür. Bunu niçin insanın öncelendiği demokratik yönetim ve planlı ekonomik sisteme ihtiyaç var.